ZEYTİN AĞACI NE SÖYLÜYOR? Yine bir zeytin ağacı çıktı karşıma. Kendine ait çok özel hikayesiyle. Bir ev inşa edilmek isteniyor ve bu zeytin ağacı tamda inşaatın ortasında kalıyor. İnşaat sahibinin gönlü razı olmuyor ağacı kesmeye ve O’nun yerini değiştiriyor. Ama emin olamıyor tabi “tekrar kök salacak mı? Yoksa kuruyacak mı?” diye sorguluyor bir taraftan. Merakla bekliyor. Dualar ediyor belki. Zeytin ağacı hiç solmuyor, kurumuyor ve yaprakları yemyeşil kalıyor. Tutunuyor yeni yerine. Yadırgamıyor. Kökleri toprağı tekrar sarıp sarmalarken, toprakta O’na kucak açıyor eski bir dostuna “hoşgeldin” der gibi… ”İyiki vazgeçmedin.” der gibi….. Zeytin ağacı; öyle çok anlamlar yüklenmiş ki üzerine yüzyıllar boyunca…Mitolojide ayrı hikayeler, kutsal kitaplarda ayrı bilgiler. Kimi zaman barışı simgelemiş bir dalı, kimi zaman bir Yunan Tanrısına bir şehrin koruyuculuğunu kazandırmış. Kimi zaman özgürlüğün, kimi zaman sonsuzluğun ve ölümsüzlüğün sembolü olurken kimi zaman en değerli besin. Ah zeytin ağacı peki bana ne anlatmak istiyorsun? Mesajın nedir acaba? Aylar önce çok sevdiğim genç bir dostum herkesin birbirine bir demet kır çiçeği, bir buket gül yada orkide hediye ettiği özel bir günde, bana bir zeytin ağacı fidanı hediye etmişti. Kendisi genç bir fidan olan dostum, kimsenin aklına gelmeyecek bir hediye göndermişti. Üzerindeki notta (İlyada Destanı) Homeros’un zeytin ağacının ölümsüzlüğünü anlatan sözleri vardı. “Ben herkese aitim ve kimseye ait değilim. Sen gelmeden öncede buradaydım. Sen gittikten sonra burada olacağım.” Böylece girmişti zeytin ağacı hayatıma ve bu sözler çok etkilemişti beni. Tüm bunlar boşuna olamazdı. Bir anlamı bir mesajı olmalıydı. Tesadüf diye bir şey olmadığına göre bu tevafuk neler söylüyordu? Zeytin ağacının hayatıma girdiği dönemde bir karar aşamasındaydım. Öyle ki vesveseler sık sık üşüşüyordu kafama, ne yöne gideceğimi çok da kestiremiyordum. Artıları eksikleri vardı her iki yönünde. Tabi bir de yılların alışkanlıkları, konfor alanında kalmak ya da cesaret edip adım atabilmek… Bildiğin yol mu? Yoksa Amerikalı şair Robert Frost’ un The Road Not Taken (Gidilmemiş Yol) şiirinde bahsettiği Bilmediğin Yol mu? Karar süreci biraz sancılı oluyor tabi. Çünkü biz en kısa yol bildiğin yoldur diye büyütülmüş bir nesildik. Peki öyle miydi? Sorular sorgulamalar başlayınca, evrenin ilahi sistemi de çalışmaya başlıyor ve karar vermemi kolaylaştıracak cevapları bir durumla, bir arkadaşınla, genç bir dostunun eliyle gelen zeytin ağacı fidanıyla gönderiyor. Yeter ki işaretleri görebilmeye, fark edebilmeye, okuyabilmeye niyet et. Ben de kararlar aldım. Güzel niyetlerle bilinmeyen yolu seçtim. Ya da notta yazdığı gibi kimseye ait olmamayı. Herkese ait olmayı belkide. Konfor alanından çıkmayı bununla beraber özgür olmayı….. Devamında ne mi oldu? Öyle güzel yol arkadaşlarım oldu ki…..Şükürler olsun. Sonrasında bir pes etmeyen, hayata tutunan, yaprakları solmayan yemyeşil yoluna devam eden bir zeytin ağacı daha çıktı karşıma….. Belki de mesaj buydu: Yola devam, destekleniyorsun. Teşekkürler Zeytin Ağacı ve Genç Dostum Ha bu arada fidanım balkonumda hala. Bakalım hangi bahçeye kök salacak? Sevgiyle Sıdıka GÜNDOĞDU # # HEMEN TIKLA VE SEANS AL # – SEANS ALMAK İÇİN TIKLA –
Bunu beğen:
Beğen Yükleniyor...